Enkaz Kaldırıldı… Peki Ya Sorular?
29 Ekim günü Gebze’de yaşanan o acı olayın üzerinden aylar geçti.
Toz bulutu dağıldı.
Enkaz kaldırıldı.
Hayat, her zamanki telaşıyla yeniden akmaya başladı.
Ama bazı sorular vardır ki, zaman geçtikçe unutulmaz. Aksine daha da büyür.
İşte bu olay da onlardan biri.
Çünkü o enkazın altında sadece bir bina kalmadı.
Bir anne, bir baba, iki evlat…
Bir aile…
Ve geriye kalan tek tanık olarak hayata tutunan genç bir kızın yaşamı değişti.
⸻
Muhtemelen şimdi şu soruyu soruyorsunuz;
“Peki bina neden çöktü?”
İşte tam da bu sorunun cevabı, bugünlerde hazırlanan teknik raporlarda yavaş yavaş şekillenmeye başladı.
İlk günlerde herkes aynı şeyi konuşuyordu.
Acaba bina mı dayanıksızdı?
Kolonlar mı kesilmişti?
Malzeme mi yetersizdi?
Deprem mi etkiledi?
Fakat ortaya çıkan teknik değerlendirmeler farklı bir noktaya işaret ediyor.
Uzmanların ortak görüşüne göre sorun yalnızca binada değil…
Toprağın altında olabilir.
⸻
Belki de bu haberlerin en dikkat çekici kısmı tam burada başlıyor.
Hazırlanan raporlarda “zemin altındaki boşluklardan”, “süreksizliklerden”, “ince malzeme yıkanmasından” ve metro tüneli güzergâhıyla ilgili teknik değerlendirmelerden söz ediliyor.
Burada önemli bir ayrıntının altını çizmek gerekiyor.
Raporda metro tünelinin doğrudan binayı yıktığı yönünde kesin bir hüküm bulunmuyor.
Ancak tünel güzergâhının ve bölgede meydana gelen zemin hareketlerinin birlikte değerlendirilmesi gerektiği ifade ediliyor.
Bu oldukça önemli bir ayrıntı.
Çünkü bilim, kesinleşmeyen hiçbir şeyi kesinmiş gibi söylemez.
İhtimalleri inceler.
Verileri karşılaştırır.
Sonucu ise deliller belirler.
⸻
Bir başka soru daha geliyor akıllara.
“Peki çevredeki binalar güvenli mi?”
İşte cevabı…
Hazırlanan raporlarda ilginç bir tespit var.
Uzmanlar mevcut üç binanın statik olarak sağlam olduğunu belirtiyor.
Yani taşıyıcı sistemlerinde bugün için doğrudan bir problem tespit edilmiş değil.
Ancak…
İşte o “ancak” kelimesi bütün hikâyeyi değiştiriyor.
Sorunun bina değil, zemin olabileceği değerlendiriliyor.
Bu yüzden milyonlarca liralık zemin iyileştirme ihalesi yapılıyor.
Yani amaç yeni bina yapmak değil.
Önce toprağı güçlendirmek.
⸻
Belki de olayın en öğretici tarafı burada gizli.
Biz çoğu zaman binalara bakıyoruz.
Kaç katlı?
Yeni mi?
Eski mi?
Depreme dayanıklı mı?
Oysa uzmanlar bize başka bir şeyi hatırlatıyor.
En sağlam bina bile…
Sağlam olmayan bir zeminin üzerinde sonsuza kadar güvenle duramaz.
Bir yapının kaderini yalnızca betonu belirlemez.
Altındaki toprağın hikâyesi de en az beton kadar önemlidir.
⸻
Raporlarda önerilen yöntemler sıradan uygulamalar değil.
Çimento enjeksiyonları…
Boşluk doldurma işlemleri…
Eğimli enjeksiyon sistemleri…
Kaya örtüsünün güçlendirilmesi…
Hepsi mühendisliğin yıllardır kullandığı bilimsel yöntemler.
Yani amaç, sorunu gizlemek değil.
Sorunun kaynağına inmek.
⸻
Elbette burada unutulmaması gereken bir başka konu daha var.
Savcılık soruşturması devam ediyor.
Binanın kesin olarak neden yıkıldığına ilişkin hukuki süreç henüz tamamlanmış değil.
Bu nedenle bugün konuşulan teknik raporlar önemli olsa da nihai karar yerine geçmiyor.
Gerçeğin tamamı, bilirkişi raporları ve yargı süreci sonunda daha net ortaya çıkacak.
⸻
Bu olay aslında yalnızca Gebze’nin meselesi değil.
Türkiye’nin birçok şehrinde benzer riskler taşıyan bölgeler bulunuyor.
Belki de artık sadece “binamız sağlam mı?” diye sormanın zamanı geçti.
Bunun yanına bir soru daha eklememiz gerekiyor.
“Üzerinde yaşadığımız zemin gerçekten ne kadar güvenli?”
Çünkü bazen cevap, gözümüzün önünde değil…
Ayaklarımızın altındadır.
Ve bazen en büyük tehlike, hiç görünmeyen yerdedir.
Belki de bu facianın bize bıraktığı en önemli ders tam olarak budur.
Enkazlar kaldırılabilir.
Binalar yeniden yapılabilir.
Ama aynı acıları yaşamamak istiyorsak, önce toprağın sesini dinlemeyi öğrenmeliyiz.




