Gebze Ticaret Odası seçimleri yaklaşıyor.
Şimdilik herkesin dilinde iki isim var.
Mevcut Başkan Abdurrahman Aslantaş.
Meclis Başkanı Oğuz Şerifalioğlu.
Sokakta da…
Sanayide de…
Çarşıda da…
Konuşulan isimler bunlar.
Bugün tabloya baktığımda…
Sanki Abdurrahman Aslantaş bir adım önde gibi görünüyor.
Bunun en önemli nedeni ise mevcut başkan olması.
Görevde olmanın avantajı vardır.
Kurulmuş ilişkiler vardır.
Tamamlanmış projeler vardır.
Devam eden çalışmalar vardır.
Bunlar seçim döneminde küçümsenemez.
Ama…
Hiçbir seçim sadece mevcut başkan olunduğu için kazanılmaz.
Karşı tarafta ise değişim iddiasıyla yola çıkan Oğuz Şerifalioğlu var.
Sahaya çıktı.
Projelerini anlattı.
Ekibini oluşturmaya başladı.
Değişim isteyenlerin sesi olmaya çalışıyor.
Ancak burada dikkat edilmesi gereken başka bir konu var.
Ticaret odaları…
Siyasetin değil…
Ortak aklın kurumlarıdır.
Bu nedenle bir oda başkan adayının, herhangi bir siyasi isimle fazla özdeşleştiği yönünde oluşabilecek bir algı, bazı üyelerde soru işaretlerine neden olabilir.
Kamuoyuna yansıyan destekler üzerinden yapılan değerlendirmelerde, geçmişte CHP’de siyaset yapan, bugün ise Yeni Parti’de yer alan Nail Çiler’in Oğuz Şerifalioğlu’na verdiği destek de sıkça konuşuluyor.
Peki bu destek avantaj mı?
Yoksa dezavantaj mı?
İşte cevaplanması gereken soru tam da burada.
Çünkü Gebze Ticaret Odası’nın üyeleri tek bir siyasi görüşten oluşmuyor.
AK Partilisi de var.
CHP’lisi de var.
MHP’lisi de var.
Yeniden Refahlısı da var.
DEM Partilisi de....
Hiçbir partiye yakın olmayan yüzlerce iş insanı da var.
Böyle bir tabloda…
Bir siyasi ismin açık desteği bazı üyeleri motive edebilir.
Ama başka üyelerin de mesafe koymasına neden olabilir.
İş dünyasında bazen en büyük güç…
Tarafsız görünmektir.
Bugün destek aldığınız isimler yarın size oy kazandırabilir.
Ama aynı destekler başka kapıları da kapatabilir.
İşte bu dengeyi iyi kurabilen kazanacaktır.
Bir başka konu daha var.
Son günlerde üzülerek izlediğim bir tablo…
Yerel medyanın bir bölümünde oluşan hava.
Bazı gazeteciler…
Bazı haber siteleri…
Henüz sandık kurulmadan safını belli etmiş gibi görünüyor.
Kimisi mevcut yönetime daha yakın duruyor.
Kimisi değişim cephesine.
Oysa gazetecilik…
Taraf olmak değildir.
Mesafe koyabilmektir.
Gazeteci alkışlayan değil…
Sorgulayan kişidir.
Çünkü seçim geçer.
Haber kalır.
Güven kalır.
Kalemin itibarı kalır.
Bir gazetecinin en büyük sermayesi de budur.
Aslında bu yarışta iki tarafın da eksikleri var.
Aslantaş cephesi…
“Biz yaptık.” demekle yetinmemeli.
“Önümüzdeki yıllar da ne yapacağız?” sorusuna daha güçlü cevap vermeli.
Şerifalioğlu cephesi ise…
Sadece değişim istememeli.
Değişimin nasıl olacağını daha net anlatmalı.
Ve her kesime hitap eden bir dil kurmalı.
Çünkü değişim…
Sadece sloganla olmaz.
Güvenle olur.
Projeyle olur.
Ekiple olur.
İşte tam da bu yüzden…
Bugün herkes iki aday üzerinden hesap yapıyor.
Bence en büyük hata da burada yapılıyor.
Çünkü siyaset de böyledir.
Oda seçimleri de…
Bazen yarışın kaderini…
Hiç konuşulmayan bir isim değiştirir.
Güçlü bir ekip kurabilen…
Farklı grupları aynı masada buluşturabilen…
Kimseyi ötekileştirmeyen…
Tecrübeyi ve yeniliği bir araya getirebilen üçüncü bir isim çıkarsa…
Bugünkü bütün hesaplar yeniden yapılır.
Unutmayalım…
Ticaret odası seçimleri sadece iki kişinin yarışı değildir.
Bu yüzden…
Kimse bugünden “Seçim bitti.” demesin.
Çünkü daha liste savaşları başlamadı.
Daha ekipler tam şekillenmedi.
Daha ikna edilmesi gereken çok insan var.
Ve en önemlisi…
Henüz düdük çalmadı.
Belki de bu seçimin kazananı…
En çok konuşulan isim olmayacak.
En doğru zamanda…
En doğru ekiple…
En doğru güveni veren isim olacak.
Benim gördüğüm tablo bu.
Siz farklı düşünebilirsiniz.
Zaten demokrasinin güzelliği de burada…



