Siyasetin en büyük sınavlarından biri samimiyettir. Çünkü seçmen, söylenen sözden çok verilen görüntüye bakar; verilen görüntüden de çok, o görüntünün neden verildiğini sorgular.
Son günlerde kamuoyunun gündemini meşgul eden bir görüntü tam da bunu hatırlattı. Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel’in abdest aldığı anların sosyal medyada dolaşıma girmesi, siyasi tartışmaların merkezine oturdu.
Ardından partiden gelen açıklama ise dikkat çekiciydi. Görüntülerin parti tarafından servis edilmediği ifade edildi. Doğrudur ya da değildir… Bunu ancak ilgili kişiler bilir. Fakat işin özünü değiştiren bir durum yok.
Çünkü artık görüntü yayınlandı.
Ve siyasetin acımasız kuralı şudur!
Bir kez kamuoyuna düşen görüntü, niyetinizden bağımsız olarak toplumun yorumuna dönüşür.
Kimileri “Allah kabul etsin” dedi.
Kimileri “İbadet gösterilmez” diyerek tepki gösterdi.
Kimileri ise olaya mizahla yaklaştı.
Sosyal medya, her zamanki gibi birkaç saat içinde binlerce farklı mahkemeye dönüştü.
Aslında tartışılması gereken kişinin abdest alması değil.
Bir siyasetçinin ibadet etmesi kadar doğal ne olabilir?
Kimsenin inancı sorgulanamaz.
Kimsenin ibadeti küçümsenemez.
Ancak siyaset ile ibadet arasındaki görünmez çizgi bulanıklaştığında, tartışma kaçınılmaz hale gelir.
Yıllardır Türkiye siyasetinde en sert eleştirilerden biri “Din siyasete malzeme ediliyor.” cümlesiydi.
Bu eleştiriyi en yüksek sesle dile getiren siyasi geleneklerden biri de CHP çizgisiydi.
Bugün farklı bir siyasi yapı altında olsa bile aynı kadroların ya da benzer siyasi anlayışın, dini semboller üzerinden konuşulmasına neden olacak görüntülerle gündeme gelmesi doğal olarak şu soruyu akıllara getiriyor..
Dün eleştirdiğiniz yönteme bugün neden maruz kalıyorsunuz?
Belki gerçekten planlanmış bir iletişim çalışması değildi.
Belki tamamen tesadüf…
Belki de kontrol dışı gelişen bir paylaşım…
Fakat siyaset “belki”lerle yürümüyor.
Algılar, çoğu zaman gerçeklerin önüne geçiyor.
İşte tam da bu yüzden siyasi iletişimde en küçük ayrıntı bile dev bir tartışmaya dönüşebiliyor.
Bir başka dikkat çeken nokta ise toplumun artık bu tür görüntülere eskisi kadar kolay teslim olmaması.
Vatandaş yalnızca gördüğüne değil, neden gördüğüne de bakıyor.
“Kamera neden oradaydı?”
“Bu görüntü neden kaydedildi?”
“Kim servis etti?”
Sorular peş peşe geliyor.
Belki de toplum artık siyasetçilerin söylediklerinden çok, kurgulanmış olabileceğini düşündüğü görüntülerden yoruldu.
Çünkü insanlar artık doğal olanı arıyor.
Planlanmış samimiyet değil…
Gerçek samimiyet.
Siyasetçinin camiye gitmesi de normaldir.
Namaz kılması da…
Abdest alması da…
Bunların hiçbirinde garipsenecek bir taraf yoktur.
Fakat ibadet ile siyasi iletişim aynı kareye girdiği anda tartışmanın yönü değişiyor.
İşte asıl mesele de burada başlıyor.
Son günlerde sosyal medyada yapılan yorumlara bakınca toplumun meseleyi sadece dini açıdan değerlendirmediği görülüyor.
Kimi destek verdi.
Kimi eleştirdi.
Kimi mizaha başvurdu.
Sanayi ve Teknoloji eski Bakanı Mustafa Varank’ın “Cast ajansına para vermemek için bizzat oynamış.” paylaşımı da tartışmayı farklı bir boyuta taşıdı.
Siyaset, bazen tek bir fotoğrafla günlerce konuşulabiliyor.
Belki de bu olayın bize öğrettiği en önemli şey şu...
İbadet, insan ile Rabbi arasındaki en özel bağdır.
Siyaset ise toplumun önünde yapılan bir mücadeledir.
Bu iki alan birbirine ne kadar yaklaşırsa, tartışmalar da o kadar büyür.
Kazanan ise çoğu zaman hiç kimse olmaz.
Belki de siyasetin bugün en çok ihtiyaç duyduğu şey; daha fazla görüntü değil, daha fazla güven üretmektir.




