Türkiye’de pasaport meselesi tuhaf bir biçimde memleket gündeminin gediklisi oldu.
Schengen başvurularının reddedildiği, randevuların aylar sonrasına verildiği, insanların bir yığın evrakla kapı kapı dolaştığı bir dönemden geçiyoruz.
Avrupa kapısını aralamak artık turistin de, öğrencinin de, iş insanının da ortak derdi.
Bu sıkışmışlığın tam ortasında ilginç bir teklif Meclis’e geldi..
Mühendis ve mimarlara yeşil pasaport verilmesi.
Şartlar şöyle sıralanıyor;
TMMOB’a bağlı olunacak, meslek fiilen icra edilecek ve en az 15 yıl dolacak.
Kağıt üzerinde kimsenin itiraz edemeyeceği kadar makul görünüyor.
Ama işler işte burada karışıyor…
Çünkü Schengen vizesi zorlaştıkça, yeşil pasaportun cazibesi katlanıyor.
Öyle ki 2023’ün sonunda tarihte ilk kez yeşil pasaport üretimi bordo pasaportu geride bırakmıştı.
2024’e geldiğimizde ülkede 7 milyona yaklaşan yeşil pasaport sahibi vardı.
Üstüne bir de mühendis–mimar kitlesi eklenirse?
TMMOB’un sadece kayıtlı üye sayısı bile 700 binin üzerinde.
Meslekte 15 yılını doldurmuş kısmı eklediğinde tablo daha da ilginçleşiyor.
Burada temel soru şu!
Yeşil pasaport bir “ayrıcalık aracı” mı, yoksa “herkese dağıtılacak yeni bir kimlik” mi?
Şunu açık konuşalım!..
Bazı vatandaşlarımız yeşil pasaportun mantığını tam bilmiyor. “Memurun var, benim niye yok?” diye isyan edenler çıkıyor ama hikaye biraz farklı.
Yeşil pasaport aslında devletin Avrupa’ya verdiği bir teminat.
“Bu kişi benim personelimdir, 15-20 yıldır görev yapıyor, düzenli geliri var, yarın öbür gün ortadan kaybolmaz. Ben kefilim.”
Devlet böyle diyince Avrupa da “Peki o zaman, kısa süreliğine buyursun,” diyor.
Yani yeşil pasaport sahipleri Avrupa’da canı istediği kadar kalamıyor.
Zaten İngiltere ve ABD gibi ülkeler yeşil pasaportu tanımıyor bile.
Bazı Avrupa ülkeleri de son dönemde yeşil pasaport sahiplerine karşı ekstra inceleme başlatmış durumda.
Şimdi gelelim tehlikeye…
Eğer bu pasaport türünü herkesin hakkı haline getirirsek ne olur?
Basit(!)
Bugün mühendis-mimar ister, yarın sigortacı ister, ertesi gün su tesisatcısı…
Sonra bakkal, çiftçi, kasap…
En sonunda 85 milyon nüfusun tamamına yeşil pasaport dağıtmaya mı gidiyoruz?
Bu noktada Avrupa şöyle diyebilir..
“Durun bakalım… Siz önce Schengen’e vizesiz girme kapasitesine mi ulaştınız, yoksa pasaportun rengini mi çoğaltıyorsunuz?”
Türkiye’nin AB defteri zaten uzun süredir aralık sayfadan patır patır dökülen bir siyaset romanına dönmüş durumda.
1950’de Avrupa Konseyi’ne girmişiz, 1963’ten beri ortaklık anlaşmaları, 1990’lar boyunca entegrasyon hayalleri, 2005’te açılan fasıl fasıl müzakereler, sonra Kıbrıs krizi, sonra duraksamalar, sonra mülteci anlaşmaları…
Netice?
2016’dan beri müzakereler fiilen donmuş durumda.
Özetle AB kapısını pasaport rengiyle zorlamaya çalışıyoruz ama içeriden hâlâ üyelik müzakereleri küflenmiş fasıl klasörlerinde bekliyor.
Ve şimdi asıl mesele..
AB’ye giremedik, Schengen’i alamıyoruz, bari vatandaşa yeşil pasaport mu dağıtıyoruz?
İnsanın aklına geliyor... Belki de vatandaş Avrupa kapısını vizelerle değil, “pasaport rengi” üzerinden açmaya çalışıyor gibi.
Ancak Avrupa’nın göç konusundaki refleksi ortada.
Mülteci akınına bile diken üstünde bakan bir sistem, milyonlarca yeşil pasaportluya otomatik kapı açar mı?
Kusura bakmayalım ama yanıt pek iç açıcı değil.
Bu işin sonunda şöyle bir tablo çok mümkün.
Yeşil pasaportun suyunu çıkardıkça, Avrupa da “Artık vize isteyelim” der.
İşte o gün geldiğinde ne olur biliyor musunuz?
Bugünün en ayrıcalıklı pasaportu, yarının kapıda bekleyen bordo pasaportu ile aynı kaderi paylaşır.
Kısacası mesele şu.
Biz Avrupa Birliği’ne tam üye olamadık ama yeşil pasaportla Avrupa kapısını delmeye çalışıyoruz.
Bu yöntem hem siyasi açıdan hem bürokratik açıdan oldukça riskli.
Belki de konuşmamız gereken asıl soru şudur.
Yeşil pasaport herkesin hakkı mı olmalı, yoksa hakkın suyu mu çıkıyor?
Benim kanaatim şu.
İyi niyetli her adım, yanlış uygulamayla sonunda kendini yakar.
Bugün pasaportun prestijiyle övünmek yerine, asıl hedef olan vizesiz seyahat ve AB standartları üzerine kafa yormamız gerekiyor.
Yoksa gerçekten 85 milyona yeşil pasaport dağıtmak üzereysek, Avrupa da çok geçmeden “Peki o zaman, buyurun bordo pasaport randevusuna geri dönelim,” demez mi?




