y.m.k @ msn.com

Siyaset yapan çok.

Ama siyasetin yükünü omuzlayan az.

Özellikle de Milliyetçi Hareket Partisi gibi, sadece bir siyasi hareket değil; bir inanç, bir ruh, bir sadakat zinciri olan bir yapının içinde…

Burada mesele sadece “oy” değildir.

Burada esas olan; omuzdaşlıktır, vefadır, sadakattir.

Kocaeli’de bugün MHP'nin başında duran isim, Tuncay Batı.

Batı’nın il başkanı olması, sıradan bir koltuk değişimi değildir.

O, bizzat Genel Başkan Devlet Bahçeli’nin teveccühüyle görevlendirilmiş bir isim.

Yani bugün Kocaeli’de MHP adına sözü geçen biri varsa, o da Tuncay Batı’dır.

Ama mesele sadece “atanmak” değil.

Asıl mesele, nasıl liderlik yapıldığıdır.

Ve Tuncay Batı bunu çok net gösterdi.

Göreve geldiği ilk andan itibaren sadece partinin tabelasına değil, ruhuna da dokundu.

Tozlanmış il binası yeniden nefes aldı.

Gönül koyanlar geri çağrıldı.

Teşkilatın içinde dışlanmış, yıllarca “unutulmuş” ülkücüler birer birer arandı, soruldu, “yeniden birlikte olalım” denildi.

Küsenler geri döndü.

Yıllarca emeği görmezden gelinenler ilk kez yeniden saygıyla anıldı.

Peki sonra ne oldu?

**

İşte tam burada, kırılma başlıyor…

Yalnızca “güçlü” olanları değil, bir dönem teşkilat dışına itilmiş, “şu adamdan mahalle başkanı bile olmaz” denilenleri de yeniden kazanmaya çalıştı.

Dava hatırına, geçmişin hatırına, birlik ve beraberlik hatırına, onlara da görev verdi.

Onlar için bu bir “şans”tı.

Bir zamanlar kapıdan içeri girmeye çekinenler,

Bugün verdikleri makam odalarında oturup, Tuncay Batı’ya karşı cephe almaya başlamış.

İsmini cümle içinde duysa irkilen adamlar, çay içtikleri masalarda Tuncay Batı’nın aleyhine cümle kurar hale geldi.

Batı'nın gölgesinde filizlenip büyüyenler, bugün o gölgeyi kesmeye çalışıyor.

Düşünün, mahalle başkanlığına bile layık görülmeyen bazı isimler;

İlçe yöneticiliğine, hatta il düzeyindeki temsil mekanizmalarına kadar taşındı.

Ve bu insanlar, Tuncay Batı’nın gösterdiği vefayı unutarak, ilk fırsatta sıraya girip, arkasından konuşmaya başladılar.

Kimi söylenti yaydı,

Kimi “alternatif arayış” adı altında hizipleşmeye kalkıştı.

Kimi teşkilat içindeki sağlam yapıya çomak sokmaya çalıştı.

Bu neye benzer bilir misiniz?

Bir ağacın dibine su verirsin, filiz verir.

Sonra o filiz bir bakarsın, senin kökünü kurutmak için çatlamaya başlar.

İşte Tuncay Batı bugün tam da böyle bir sınavdan geçiyor.

Bir yanda gerçek ülkücüler var; davasına sadık, liderine saygılı, parti kültürünü özümsemiş olanlar.

Diğer yanda ise; koltuğu fırsat, makamı reklam gören, vefa bilmeyen, menfaat uğruna ilk gemiden atlayanlar…

Ama unutmayalım…

Vefasızlık kısa vadede ses çıkarır.

Ama sadakat, uzun vadede iz bırakır.

Bugün Tuncay Batı’ya yapılan bu içerden hamleler, dışarıdan gelen bir eleştiriden daha tehlikeli gibi görünüyor olabilir..

Ama aynı zamanda onun liderlik çizgisini daha da belirginleştirir.

Çünkü gerçek lider, koltukta oturan değil; kendisine kurulan tuzağa rağmen, omurgasını dik tutabilendir.

Ve eğer bu süreci Tuncay Batı ve ona inanan ekibi sağlam atlatırsa…

Sadece bir seçim değil, bir dava yeniden ayağa kalkar.

Bugün MHP Kocaeli teşkilatı bir sınavdan geçiyor.

Bu sınavda herkes kendini ortaya koyacak.

Kimin yüreğinde sadakat, kimin içinde hesap olduğunu ülkücüler tarihinde yer alacak.. 

Ve şunu çok iyi biliyoruz..

Yiğit, harmanda belli olur; lider, fırtınada.

Peki bu istifalar neyin nesi..

Tuncay Batı, görev süresince yalnızca teşkilatı değil, teşkilatın içindeki niyetleri de daha net görmeye başladı.

Bazıları vardı ki, makamı dava için değil; kişisel hesaplar için bir fırsat sandı.

Tuncay Batı’nın bugüne kadar kamuoyuyla paylaşmadığı pek çok şey olduğunu düşünüyorum..

Bazen susmak büyüklüktür…

O da sustu.

Teşkilat yıpranmasın diye, içine attı.

...Konuşmadı...

Ama her suskunluk, duyan bir kulak bulur.

Şimdi artık, sevenleri anlatmaya başladı.

Ve bazı kelimeler sadece sahibine değil, zamana da aittir.

Ve herkesin aklında aynı soru var..

Bu sadece görünen kısmı mı? Yoksa asıl anlatılmayanlar daha yeni mi başlıyor?

İşte o bazı iddialar;

Kimi geldi, cezaevindeki oğlunun işini kolaylaştırmak için ricada bulundu.

Kimi, “yakınıma belediyede bir kapı açılsın” diye kapı araladı.

Bir diğeri teşkilat şemsiyesiyle ticaretini genişletmenin peşine düştü.

Bazısı da ‘ihale’yle meşguldü; alın teri değil, hazır masa aradı.

Yani bir kısmı, “dava” kelimesini ağzında taşıdı ama yüreğinde avantaj hesabı yaptı.

Kimi bu yaprakların rüzgarla savrulup düşmesini, baharın gelişi sandı.

Eminim ki; Tuncay Batı, o sofraya dertle geleni baş köşede ağırlayacağını iyi biliyorum.

Ama dert yerine beklentiyle gelenin, davanın yükünü taşıyamayacağını da…

Ve bu yüzden taviz vermediğini düşünüyorum..

Çünkü taviz verilen her küçük menfaat, büyük bir inancın altını oymaya başlar.

Kimi küsüp gitti, kimi kendi gölgesini dev aynası sandı.

Ama unutulmasın…

Dava, kişisel beklentilerin pazarı değil; ahlakın mihenk taşıdır.

Liderin omuzuna çöken yük bazen teşkilat değil, teşkilatın içindeki niyetler olur.