Bir kentin kalbi, yalnızca caddelerinde, meydanlarında ya da yükselen binalarında atmaz.
O kalp, adaletle, dürüstlükle ve alın terine saygıyla atan bir toplumsal vicdanla hayat bulur.
Ancak bugünlerde, bu vicdanın sesi kısık, kalbin ritmi bozuk.
Halkın parasıyla yapılan harcamalar, çarçur edilen kaynaklar ya da birilerine peşkeş çekilen imkanlar…
Peki ya bunlara sessiz kalanlar?
Özellikle de siyasiler…
Hele bir de kendini muhafazakar diye tanımlayanlar…
Onların sessizliği, yalnızca bir suskunluk değil; aynı zamanda bir onay gibi algılanıyor.
Peki kentin gazetecileri ne yapıyor?
Bir gazeteci, toplumun gözü, kulağı, vicdanıdır.
Ama eğer gazeteci de belediyelerin topladığı çöpleri, düzenlediği etkinlikleri yazmakla yetiniyorsa, kimin için yazıyor?
Halk için mi, güçlü olan için mi?
İşte bu yüzden, 41havadis’in duruşu değerli.
Çünkü o, hiçbir zaman üç maymunu oynamadı.
Her zaman halkın yanında, hakikatin peşindeydi.
Bu duruş, bir gazetenin okunurluğunu artırmaz sadece; aynı zamanda güven kazandırır.
İnsanlar bilir ki bir şeyler ters gidiyorsa, bu gazete yazacaktır.
Haksızlık varsa, dile getirecektir.
İşte 41havadis'in gerçek gücü de buradan gelir.
Gençler Neden Umutsuz?
Gençler, siyasetle neden ilgilenmiyor, neden soğuyor?
Çünkü gözlerinin önünde haksızlık var.
Güçlüden yana tavır alan siyasiler var.
Ama dik duran, doğruyu söyleyen kimseyi göremiyorlar.
Bir genç, haksızlık karşısında susan büyüklerinden ne öğrenebilir?
Onları neden örnek alsın?
Gençler, idealisttir.
Cesurca konuşanları severler.
Doğruyu korkmadan söyleyenleri örnek alırlar.
Ama siyasette böyle isimler azaldıkça, gençlerin umudu da tükeniyor.
Yusuf Taş Gibi İsimler…
Geçmişte, Dilovası Belediyesi’nde maaşını alamayan işçilerin hakkını savunan bir isim vardı: Yusuf Taş.
Dürüstlük ve cesaret, hiçbir zaman ödüllendirilmez gibi görünse de tarihin altın sayfalarında yer bulur. Dilovası Belediyesi’nde geçmişte yaşanan bir olay tam da buna örnek.
Yusuf Taş, aslında bir öğretmendi. İmam Hatip Lisesi’nde görev yaparken, 28 Şubat sürecinin baskıcı politikaları yüzünden mağdur oldu ve mesleğinden uzaklaştırıldı. Daha sonra Dilovası Belediyesi’nde işçi olarak çalışmaya başladı. Belediyede, cuma namazlarında cemaate hutbe veren bir hoca olarak tanındı.
Bir cuma günü hutbesinde, belediyenin işçilerin maaşını ödeyemediği o zor günlerde, cesurca şu cümleleri sarf etti: “İşçinin alın teri kurumadan ödenmelidir.”
Bu sözleri, dönemin belediye başkanının gözünün içine baka baka söyledi. Cemaat arasında “Yusuf Taş, kendi ayağına sıktı” yorumları dolaşıyordu.
Ama Yusuf Taş korkmadı.
Bugün o Yusuf Taş, Dilovası Belediyesi’nin Kültür İşleri Müdürü olarak görev yapıyor. Hem iktidar hem de muhalefet cephesinde saygı duyulan, toplumun her kesiminden takdir gören bir isim. Onun hikayesi, cesur bir duruşun insanları nasıl birleştirebileceğini gösteriyor.
Bu, yalnızca bir cesaret örneği değil; aynı zamanda doğruyu söyleyen birinin toplumda nasıl değer gördüğünün de kanıtıdır.
Yusuf Taş gibi isimler, hepimize bir şey hatırlatıyor.
Doğruyu söylemek, sizi belki hemen güçlü kılmaz ama saygın kılar.
Haksızlığa sessiz kalan bir siyasetçi, halkın vicdanında kaybeder.
Toplumun size güvenmesini, gençlerin sizi sevmesini istiyorsanız, güçlüden yana değil, haktan yana olun.
Zor biliyorum.
Doğruyu söylemek cesaret ister.
Ama unutmayın!
Cesaret göstermezseniz, ne bu halk size güvenir, ne de “geleceğimiz” dediğiniz gençler.
Şimdi bir soru soralım...
Bir kenti yönetenler, adaletle mi anılmak ister, yoksa güçlüye boyun eğenlerle mi?
Cevap belli aslında, değil mi?
Ama o cevabı hayata geçirmek için konuşmak gerek.
Doğruyu söylemek gerek. Çünkü ancak o zaman, toplumun kalbindeki ritim düzelebilir.
Son söz..
Cesur bir toplum cesur liderler yaratır. Ama bunun için önce doğruları dile getirmekten korkmayan bireyler gerek.



