y.m.k @ msn.com

Gebze’de bir bina kendi kendine yıkıldı.

Ne bir patlama sesi, ne bir deprem…

Sadece bir anda yere yığıldı.

Binanın dışına baksan, “Yeni yapılmış bu” dersin.

Cephe tertemiz, camlar pırıl pırıl…

Alt katında eczane, üstte dubleks daireler…

Bir aile evinde bir anda enkazın içinde kaldı.

İki küçük çocuk o evden sağ çıkamadı

18 yaşındaki Dilara 8 saat sonra kurtarıldı.

Anneyle baba ise 19. saatin sonunda cansız çıkarıldı.

Peki neden çöktü bu bina?

Kimine göre zemin sıvılaştı, kimine göre kolonlar kesildi, kimine göreyse metro kazısı etkiledi.

Ama bir gerçek var ki, kimse “emin” değil!

İşte en acı nokta da bu…

Bu ülkede bir binanın niye yıkıldığını bile ancak insanlar öldükten sonra konuşabiliyoruz.

Ev alırken, “Zemin etüdü var mı?” diye sormamız gerekiyor.

“Dolgu alanına mı yapılmış?”, “Karot testi alınmış mı?”

“Denetim firması gerçekten denetlemiş mi?”

Yani ev seçerken artık manzaraya değil, mühendislik raporlarına bakıyoruz.

Düşünsenize…

Otel seçerken yangın merdiveninin çalışıp çalışmadığını kontrol eden bir turist gibiyiz.

Ya da markette alışverişten sonra fişteki fiyatla kasadakini karşılaştırır gibi, ev alırken de “acaba çöker mi?” diye düşünüyoruz.

Bu normal mi?

Değil.

Ama burası Türkiye.

Burada sorun vatandaşın dikkat etmek zorunda bırakılması.

Bir vatandaş ev alırken artık dedektif gibi çalışmak zorunda..

Gebze'de yıkılan bu bina ile denetim sistemi ve kurumlara duyulan güven ve belki de vicdanlar çöktü!

Kağıt üstünde her şey tamdır belki..

İskan alınmış, ruhsat tamam, hatta tapu yeni parlatılmış…

Ama altındaki kolonlar kadar zayıf bir denetim bütün bu belgeleri anlamsız kılar.

Yani mesele sadece bir bina değildir.

Bu ülkede çöken şey, beton değil; güven duygusudur.