Gazetecilik, hakikati arama çabasıdır.
Bedeli ne olursa olsun.
Ancak, bu bedelin kimi zaman canla, onurla ya da bir parça vicdanla ödendiği topraklardayız.
MESEM yolsuzluğunu kamuoyuna duyurmak için aylarca peşinde koşan gazeteci Furkan Çalışkan’ın yaşadıkları, bu uğraşın göze alınması gereken bedelini bir kez daha hatırlattı.
Çalışkan, derin ilişkilerin üzerindeki örtüyü kaldırmaya çalışırken Kocaeli Kent Konseyi Genel Sekreteri Sedat Köse tarafından darp edildi.
Adalet ve sorumluluk talebiyle sorulan soruların kaba kuvvetle bastırılmak istendiği bu olayda, Çalışkan’ın yalnız olmadığını göstermek elbette bizim görevimiz.
Hangi hakikat susturulmaya çalışıldı ki, saldırmak çözüm oldu?
Ancak ne acıdır ki; bu saldırının ardından meslektaşlarının dayanışma içinde olması gereken Kocaeli Gazeteciler Cemiyeti, olay karşısında kayıtsız kaldı.
En son İsrail’in zulmünü kınayan cemiyetin, burnunun dibindeki bir gazeteciye yapılan saldırıya karşı sessizliği; basının bağımsızlık ilkesine ne derece sahip çıktığını düşündürüyor.
Sahi, Kocaeli Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Cemal Kaplan neden bu suskunluk içinde?
Adaletsizliğe karşı sessizlik, haksızlığa ortak olmak değil midir?
Bu meslek, övgü ya da eleştirinin ardında çıkar arayanlara cevap verecek cesareti taşımıyor mu?
Furkan Çalışkan’ın yaptığı haberlerde suç varsa, elbet hukukun kapısı açık.
Ama kaba kuvvetin tercih edilmesi, gazetecilerin cesaretine ve bağımsızlığına yönelik tehditlerin en acımasız yüzü değil midir?
Onurlu bir gazetecinin yüreğini incitmek için güç göstermek, hakikati susturmaktan başka bir işe yaramaz.
Kocaeli Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Cemal Kaplan, gazetecilerin haklarını savunması gerekirken, sessizliğe gömülmeyi tercih etti.
Şaşılacak bir ironi ki; gazeteciler için var olan bir cemiyet, gazetecisinin şiddete maruz kaldığı bir olayda sessiz kalmayı tercih etti.
Üstelik bu saldırıya uğrayan gazeteci, Kaplan’ın ilk göreve geldiği dönemde yöneticilerindendi.
Kocaeli Gazeteciler Cemiyeti’nin bu sessizliği, topluma adaletin savunucusu olarak örnek olması gereken basın kurumlarını da zedelemiyor mu?
Suskun kalmak, adaletsizliğin örtüsünü paylaşmak değil de nedir?
Gazetecilik, boyun eğmemekle onurlanır.
Furkan Çalışkan cesur gazetecilerin direnişin kalemi olmaya devam edeceğine eminim.
Ancak cemiyet, koltuklarının arkasına saklanarak bu mücadeleye ortak olma yükümlülüğünü reddetti.
Peki, böyle bir cemiyetin gazetecilere karşı sorumluluğu nedir? O koltuklarda neden otururlar?
Cemiyet Başkanı Cemal Kaplan bir açıklama yapmalı; neden sessiz kaldığını ve bu suskunluğun arkasında hangi ilişkilerinin yattığını izah etmelidir.
Kaplan, gazetecilik mesleğinin onurunu korumak için oturduğu koltukta, o onuru çiğnemek pahasına susuyorsa; bunun bedelini tüm meslektaşlarına açıklamalıdır.
Ya suskunluğunu bozmalı ya da o koltuğu terk etmelidir.




