y.m.k @ msn.com

Ahmet Davutoğlu, yaptığı açıklamada “Ruh bakımından AK Parti’den hiç kopmadım” dedi.

Bu söz, siyasetin karmaşık labirentlerinde hepimizin aklına bir soru işareti düşürdü..

Madem ruhen AK Partilisin, neden Gelecek Partisi’ni kurdun?

Bir siyasetçinin, bağlı olduğu bir partiden ayrılması, kendi yolunu çizmesi ve yeni bir hareket başlatması, demokratik bir hak elbette.

Ama burada sormamız gereken başka sorular var. Gelin, hep beraber düşünelim.

Davutoğlu’nun bu ifadesi, anlamaya çalıştıkça daha da derinleşen bir kavram. Bir siyasi partiden ruhen kopmadığını söylemek neyi ifade eder?

Bu, aynı hedeflere, aynı ilkelere hala bağlı olmak mı? Yoksa özlemini duyduğu bir dönemi mi ifade ediyor?

Eğer bir bağ varsa, bu bağ neden koparılamadı?

Kopmayan bir bağla, ayrı bir parti kurmanın mantığı nedir?

Davutoğlu’nun bu yola çıktığında, il ve ilçe başkanlarından yönetim kurulu üyelerine kadar birçok insanı Gelecek Partisi çatısı altında topladığı bir gerçek.

Şimdi insan sormaz mı?

Bu kadar insan, bu kadar enerji, bu kadar emek…

Hepsi bir hayalin peşine takılmadı mı?

Eğer bu hareket ruhen AK Parti’nin bir devamıysa, bu insanlar neden farklı bir çatı altında toplandı?

Bu ayrılığın bedelini kim ödedi?

Bir de bu işin manevi boyutu var.

Siyaset sahnesinde hareket başlatmak, insanları inandırmak, onlara umut aşılamak kolay bir iş değil.

Şimdi düşünelim...

Gelecek Partisi’ni kurup onlara bir gelecek vadeden Davutoğlu, bu sözleriyle o insanlara ne söylüyor?

Bu açıklama, partisine gönül verenlere ne hissettiriyor?

Davutoğlu’nun Konya’da söylediği bir başka cümle daha var.

“Erdoğan’la arama fitne soktular.”

Bu noktada, şu soruyu sormak gerekmez mi?

Fitneyi sokanlar kimlerdi? Davutoğlu, lider olduğu dönemde bunlara neden engel olamadı?

Eğer Erdoğan’la araya fitne sokulmamış olsaydı, bugün Gelecek Partisi diye bir parti olacak mıydı?

Davutoğlu, muhalefeti ve iktidarıyla herkese el uzattığını da söylüyor.

Ama hemen ardından şu sorular zihnimizi kurcalıyor...

Muhalefete ve iktidara aynı anda nasıl el uzatılır?

Bu, bir taraf seçmekten kaçınmak değil midir?

Siyasette denge kurmak mı, yoksa kararsızlık mı?

Davutoğlu’nun bir diğer ifadesi de şu: “Kitlelerin parçasıyım, onların içinden geldim.”

Peki, o kitleler şu an nerede?

AK Parti’nin içinde mi, Gelecek Partisi’nde mi?

Bu kitleler, Davutoğlu’nun ruhen bağlı olduğunu söylediği AK Parti’nin mi, yoksa yeni kurduğu Gelecek Partisi’nin mi temsilcisi?

Ahmet Davutoğlu’nun açıklamaları, siyasetin doğası gereği farklı yorumlara açık olabilir.

Ancak şu bir gerçek.

Siyasetçinin söyledikleri kadar, söylemedikleri de önemlidir.

Bu ruhen bağlılık açıklaması, bir yüzleşme mi?

Yoksa bir çaresizlik mi?

Gelecek Partisi’ne gönül verenlere yeni bir yol çizmenin ön sinyali mi?

Sorular bitmiyor, değil mi?

Çünkü bu sözler, her okunduğunda yeni bir soru doğuruyor.

Davutoğlu, kendi geçmişiyle barışık bir lider mi?

Yoksa geleceğini geçmişte arayan bir siyasetçi mi?