y.m.k @ msn.com

Türkiye İstatistik Kurumu, illere göre kanserden ölüm oranlarını açıkladı.

Listenin tepesinde Ağrı yüzde 21,8.

Onu Kars, Iğdır, Erzurum, Bayburt ve Van izliyor.

Doğal yapısıyla, yaylalarıyla, temiz havası ve suyuyla tanınan bu illerin kanser sıralamasında zirvede yer alması ilk şaşkınlık dalgasını yaratıyor.

Ardından ikinci dalga geliyor..

Türkiye’nin en kalabalık şehirlerinden İstanbul ancak 10. sırada. Yani beton, trafik, stres ve kirli hava ile bilinen dev metropol, doğal yaşam bölgelerinin gerisinde.

Bu tablo zor bir soruyu öne çıkarıyor..

Kanser kader midir, coğrafya mıdır, genetik midir?

İşte tam burada gözümüz Kocaeli’nin küçük ama etkisi büyük ilçesi Dilovası’na kayıyor.

Çünkü yıllardır kanserle anılan bir ilçe.

Çünkü uzun yıllardır “kanser ovası” gibi ilçenin prestijini olumsuz etkileyen tanımlarla karşımıza çıkıyor.

Ve şimdi çok daha ilginç bir veri önümüze konuyor.

Türkiye’de kanserden ölüm oranları en yüksek olan şehir Ağrı.

Peki Dilovası’nda kimler yaşıyor?

Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi’ne göre Dilovası’nın 54 bin 269 kişilik nüfusunun tam 17 bin 770’i Ağrılı.

Yani Dilovası’nda yaşayan her üç kişiden biri, Türkiye’nin kanserden en çok ölüm yaşanan ilinden gelen vatandaş.

Bu çarpıcı kesişim burada bitmiyor.

Erzurum, Türkiye’de kanserden ölüm oranında 4. sırada.

Dilovası’nda yaşayan Erzurumlu sayısı: 3 bin 451

Van, Türkiye’de 7. sırada.

Dilovası’nda Vanlı nüfusu: 2 bin 117

Kars, Türkiye’de 5. sırada.

Dilovası’nda yaşayan Karslı sayısı: 1.976

Muş, Bayburt, Gümüşhane… benzer şekilde tabloda yer alıyor.

Yani Dilovası’nın nüfusu tam anlamıyla Türkiye’nin kanserden en çok ölüm görülen illerinden oluşan dev bir karma.

Soru tam olarak şu..

Kanseri Dilovası mı üretiyor, yoksa genetik mi taşıyor?  

Yıllardır hepimiz Dilovası’nın çevre kirliliğini konuştuk.

Yıllardır havasını sorguladık, suyunu tartıştık, fabrikaları suçladık.

Ama bugün elimizde yeni bir pencere açan veriler var..

Dilovası’nın kanser algısı sadece çevresel faktörlere değil, nüfus yapısına da bağlı olabilir mi?

Belki de Dilovası’nı konuşurken tek doğruyu tek cephede arıyoruz.

Fabrikalar, hava kirliliği, kanser.....

Basit, pratik, hızla kabul edilen bir şema.

Ama şimdi tabloyu biraz büyütelim.

Türkiye’nin kanserden ölüm sıralamasını açıyoruz, en yüksek oranlara sahip illerle Dilovası nüfus yapısı adeta üst üste çakışıyor.

Peki bu ne demek?

Şu demek olabilir mi?

Belki kanser sadece coğrafya değil.

Belki sadece yaşam biçimi değil.

Belki sadece çevre değil.

Belki genetik, kültürel, beslenme alışkanlıkları, sosyal yapı, stres düzeyi ve ekonomik şartlar bir araya geldiğinde ortaya çıkan çok daha karmaşık bir tablo var.

Ve belki Dilovası’nın kanser gerçeğini anlamak için artık çevre kadar genetiği, yaşam deneyimlerini, sosyal dokuyu da konuşmamız gerekiyor.

Bir sağlık uzmanı değilim.

İstatistikçi değilim.

Doktor değilim.

Ama veri var.

Ve veriler konuşuyor.

Bu tablo, “Dilovası kanser yapıyor” cümlesini sarsmıyor, ama “Dilovası sadece kanser yüzünden kanserle anılıyor” cümlesini zorluyor.

Belki Dilovası’na göç eden nüfusun kanser yatkınlığı zaten yüksekti.

Belki genetik altyapı çevresel risklerle çarpışınca kanser sayıları daha görünür hale geldi.

Belki yıllardır konuştuğumuz gerçek tek cepheli değil.

Bu nedenle soruyu büyütmek zorunda değil miyiz?

Dilovası mı insanları hasta ediyor, yoksa zaten kanser riski yüksek olan insanlar mı Dilovası’na geliyor?

Cevap elbette ortada yok.

Ama artık sorunun varlığı çok net.

Ve soru soran hiçbir toplum kaybetmez.

BU VERİLER DURDUĞUMUZ YERİ DEĞİŞTİRİR Mİ?

Evet.

Değiştirmeli.

Sadece çevreyi değil, sadece sağlığı değil, sadece sanayiyi değil, sadece coğrafyayı değil, insanı merkeze almalı.

Aile yapısını, beslenme alışkanlıklarını, yaşam düzenini, sağlık tarama farkındalığını, göç desenlerini, kalıtımsal hastalık yatkınlığını bir arada değerlendirmeli diye düşünüyorum.

Şu kesin!

Dilovası’nın kanser sorunu tek renkli bir fotoğraf değil.

Bu konu siyah-beyaz değil.

Gri alanları çok geniş bir harita.

Ve biz o haritayı yıllardır sadece tek noktadan bakarak yorumluyoruz.

Belki de bugün ilk kez resmin tamamını görmeye başlıyoruz.

Dilovası’nın kanser tartışmasını elbette sonlandırmıyoruz.

Ama çok daha büyük ve bilimsel bir alan açıyoruz..

Dilovası çevre kirliliğinin gölgesinde kalmış genetik birikimle iç içe bir toplum olabilir mi?

Eğer cevabı ararsak, belki yılların tartışmasını çözer, belki yılların travmasını hafifletiriz.

Belki de ilk kez, Dilovası sadece eleştirilen değil, anlaşılan bir yer haline gelir.

Bu tartışma bugün başlamadı.

Ama bugün belki bu yazı sonrası başka bir boyuta geçer...