y.m.k @ msn.com

Cihan Teker, 36 yaşında bir gazeteci…

Yalnızca bir meslek değil, bir yaşam biçimi seçmiş; kalemiyle insanlara ışık tutmaya, sesi olmayanların sesi olmaya adanmış biriydi.

Ancak, kalemini bırakmak zorunda kaldı.

Cihan, yaşamla ölüm arasındaki o ince çizgide, adım adım yitirildi.

Cihan’ın son günleri bir hastane maratonu gibi geçti.

Ağzından ve burnundan kan geldiğinde kardeşleri onu hemen Özel Yüzyıl Gebze Hastanesi’ne götürdüler.

Umutla, bir insanın hayatta kalma hakkının kutsallığına inanarak kapısını çaldılar.

Ama ne oldu?

Orada, “Biz müdahale edemeyiz” dediler.

Hipokrat yemini etmiş doktorlar, insan hayatını kurtarmak yerine prosedürlere teslim oldular.

Cihan’ın durumu ağırdı ve zaman aleyhine işliyordu.

Kardeşleri, çaresizce onu daha kapsamlı bir sağlık hizmeti alabileceğine inandıkları Gebze Medical Park Hastanesi’ne götürdüler.

Fakat burada da manzara değişmedi.

Gözleri önünde, yaşam mücadelesi veren Cihan’a gereken müdahale yapılmadı.

Hangi hastaneye gitse, kapılar duvar olmuştu.

İnsan hayatının değersizleştirildiği bu anlar, unutulacak gibi değildi.

Cihan, son umutla Kocaeli Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne götürüldü.

Ama bu sefer de doktorlar “Çok kan kaybetmiş, geç kalınmış" dediler.

Oysa bu geç kalınmanın sorumlusu kimdi?

Saatlerdir hastane hastane dolaştırılan, bir arabanın arka koltuğunda acılar içinde ölüme yaklaşan bir insanı kim savunacaktı?

Dilovası halkı, Cihan için seferber oldu.

Onun için kan bağışı organizasyonları düzenlendi.

Her gün saat 13:00’de Dilovası Belediyesi önünden araçlar kaldırıldı.

İnsanlar ellerinden geleni yaptı. Ama sistem, Cihan’a bir şans vermedi.

Ve önceki gün, Cihan Teker’in bedeni bu ağır yükü daha fazla taşıyamadı.

Artık çocukları babasız, ailesi tarifsiz bir acıyla baş başa kaldı.

Bir gazetecinin, bir insanın hayatı, ihmaller zincirine kurban edildi.

İnsan hayatının bu kadar değersiz olduğu bir dünyada, vicdanlarımızın hala suskun kalmasına izin vermemeliyiz.

Cihan’ın hikayesi, yalnızca onun değil; hepimizin hikayesi.

Sağlık sisteminin insanı değil, prosedürleri önceleyen yapısının aynası olduğunu gördük. 

Özel Yüzyıl Gebze Hastanesi, Gebze Medical Park Hastanesi ve tüm bu zincirin son halkası olan Kocaeli Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi…

Hepiniz, Cihan’ın yarım kalmış hayatında birer sayfasınız.

Ama bu hikayenin devamını, onun hakkını savunarak biz yazmalıyız.

Cihan’ın yaşadığı ihmaller zinciri, yalnızca adli bir hesaplaşma gerektirmiyor; bu toplumun vicdanına da bir hesap bırakıyor.

Bir insanı yaşatmak, sadece doktorların değil, hepimizin insanlık borcudur.

Bu borcu ödemediğimiz sürece başka Cihanlar da hastane kapılarında ölüme terk edilecek.

Şimdi Cihan Teker’in hikayesi, hepimize bir çağrı yapıyor.

Sağlık sisteminde insanı merkeze koymayan anlayışın değişmesi için bir adım atmalıyız.

Cihan’ın mağduriyetini unutmamalı, unutturmamalıyız!

Çünkü bu hikaye yarın hepimizin başına gelebilir.

Cihan’ın kalemi artık yazmıyor.

Ama onun yaşadıkları, bizim vicdanımıza yazıldı.

Şimdi bu satırları okuyan herkes, kendine şu soruyu sormalı..

İnsan hayatı, birkaç prosedüre teslim edilecek kadar mı önemsiz?

Cihan’ın hakkını savunmak, onun hikayesini unutmamak, insanlık borcumuzdur.

Bu yüzden, Özel Yüzyıl Gebze Hastanesi, Gebze Medical Park Hastanesi, Cihan’ın yaşadığı mağduriyetin hesabını adalet önünde vermelidir.

Ancak bu yeterli değildir.

Sorumlular, yalnızca hukukun değil, toplumun vicdanı önünde de hesap vermelidir.

Ve bu hesabın takipçisi, yalnızca ailesi değil; Dilovası’nın tüm halkı olmalıdır.

Onun kalemi sustu ama halkının sesi bu adaletsizlik karşısında asla susmamalı.

Bu olay, bir insanın hayatını kurtarabilecek dakikaların nasıl ihmale kurban gittiğini anlatan bir insanlık sınavıdır.

Cihan Teker, yalnızca bir gazeteci değil; sesi duyulmayanların sesi, bu toprakların iyilikle yoğrulmuş bir evladıydı.

Cihan Teker, son yolculuğuna da uğurlanırken, tüm Dilovası onun arkasındaydı.

Her siyasi kesimden insan oradaydı..

Helallik vermek için sıraya girenlerin yüzlerinde, derin bir hüzün ve sessiz bir öfke okunuyordu.

Cenaze namazını kıldıran imam, yaptığı duygusal konuşmayla Cihan’ın gençliğini, hayat dolu oluşunu öyle bir içtenlikle anlattı ki, orada bulunanlar gözyaşlarını tutamadı.

Herkesin yüreğine işleyen o sözler..

Ve amcası Ercan Teker…

Gözlerindeki çaresizlik ve tarifsiz acı, kelimelerin ötesindeydi.

O an, orada bulunan herkes için Cihan’ın kaybı, bir aile dramının çok ötesine geçmiş, bir toplumun ortak yasına dönüşmüştü.

Allah, geride kalanlara sabır versin…

Kalemin sustu ama vicdanlarımız senin için konuşmaya devam edecek.

Mekanın cennet olsun, Cihan Teker…