Dilovası’nda üçü çocuk 7 işçinin hayatını kaybettiği parfüm fabrikası yangınına ilişkin davada dördüncü celse geride kaldı. İki gün süren duruşmada fabrika yöneticilerinin yanı sıra geçmiş dönemlerde Dilovası Belediyesi’nde görev yapan kamu görevlilerinin sorumlulukları da ayrıntılı biçimde ele alındı.

Duruşmada dönemin Dilovası Belediyesi İmar ve Şehircilik Müdürü, daha sonra Belediye Başkan Yardımcılığı görevinde de bulunan Hüseyin Öztürk de savunmasını yaptı.

Mahkeme heyeti, dördüncü celsenin sonunda Hüseyin Öztürk, Cihan Sorgucu, Selim San ve Muammer Telli’nin adli kontrol tedbirleri uygulanarak tahliye edilmesine karar verdi. Böylece Hüseyin Öztürk’ün yargılanmasına tutuksuz olarak devam edilmesi kararlaştırıldı.

Buna karşılık eski Zabıta Müdürü Cengiz Taşdemir ile yangının meydana geldiği dönemde Zabıta Müdür Vekili olarak görev yapan Nizamettin Balcı hakkında yeniden tutuklama kararı verildi.

Davanın bir sonraki duruşması ise 3 Kasım 2026 tarihine bırakıldı.

Ancak Hüseyin Öztürk’ün tahliye edilmesinin ardından, dava dosyasındaki sorumluluk tartışmasını farklı bir açıdan değerlendirmeyi gerektiren önemli bir belediye kararı yeniden gündeme geldi.

2016 TARİHLİ MECLİS KARARI NE DİYOR?

Söz konusu belge, Dilovası Belediye Meclisi’nin 4 Ekim 2016 tarih ve 67 sayılı “Kaçak Yapılar” konulu kararı.

Kararda dikkat çeken bölümde, Belediye Encümeni tarafından yıkım kararı verilen ve Başkanlık Oluru ile Fen İşleri Müdürlüğüne havale edilen kaçak yapıların yıkılmasıyla ilgili tüm iş ve işlemlerin Fen İşleri Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilmesine karar verildiği görülüyor.

Bu ifade, belediye bünyesinde kaçak yapılarla ilgili sürecin tek bir müdürlük üzerinden yürütülmediğini; tespit, karar alma ve alınan yıkım kararının sahada uygulanması arasında görev paylaşımı bulunduğunu ortaya koyuyor.

ÖZTÜRK MAHKEMEDE 264 KAÇAK YAPIYI İŞARET ETTİ

Hüseyin Öztürk de mahkemedeki savunmasında görev yaptığı dönemde Dilovası’nda 264 kaçak yapı hakkında yıkım kararı verdiklerini söyledi.

Öztürk, ilçede yaklaşık 40 yılı aşkın süredir birikmiş kaçak yapı dosyaları bulunduğunu belirterek, mevcut belediye yönetiminin ve yargılanan kamu görevlilerinin geçmişten gelen bütün yıkım kararlarının uygulanamamasından sorumlu tutulmasının doğru olmadığını savundu.

Öztürk’ün savunmasında öne çıkan en önemli noktalardan biri ise yangının meydana geldiği yapıyla ilgili de geçmişte yıkım kararı bulunduğuna ilişkin açıklaması oldu.

İşte tam bu noktada 2016 tarihli meclis kararı daha da önemli hale geliyor.

YIKIM KARARI ALINDIYSA NEDEN UYGULANMADI?

Dosya açısından temel mesele yalnızca bir yapı hakkında yıkım kararının bulunup bulunmadığı değil.

Yıkım kararını kim aldı, karar hangi birime gönderildi, uygulanması kimin görevindeydi ve neden yerine getirilmedi?

2016 tarihli belediye meclisi kararında yıkım kararlarının uygulanmasıyla ilgili iş ve işlemlerin Fen İşleri Müdürlüğüne verildiğinin belirtilmesi, belediye içerisindeki sorumluluk zincirinin ayrıntılı olarak incelenmesini zorunlu hale getiriyor.

Çünkü bir kaçak yapının tespit edilmesi ve hakkında yıkım kararı alınması ile iş makinesinin sahaya gönderilerek yapının fiilen yıkılması aynı idari işlem değil.

KRİTİK SORU! ÖZTÜRK’ÜN SORUMLULUĞU HANGİ NOKTADA BAŞLIYOR?

Hüseyin Öztürk hakkında yürütülen yargılama açısından kamuoyunun önünde şimdi önemli bir soru bulunuyor:

Eğer söz konusu yapı hakkında gerekli tespitler yapılmış, yıkım kararı alınmış ve belediye meclisi kararı gereğince bu kararın uygulanması Fen İşleri Müdürlüğünün sorumluluğuna bırakılmışsa, Hüseyin Öztürk’e yöneltilen cezai sorumluluk hangi somut işlem veya ihmale dayanıyor?

Bu soru özellikle Öztürk’ün son duruşmada adli kontrol şartıyla tahliye edilmesinin ardından daha da dikkat çekici hale geldi.

Mahkemenin Öztürk’ün görev tanımını, yetkilerini, imzaladığı belgeleri, yaptığı veya yapmadığı işlemleri ve yangına kadar geçen süreçte kendisine düşen başka yükümlülükler bulunup bulunmadığını dava dosyasındaki bütün delillerle birlikte değerlendirmesi gerekiyor.

BİR BELGEYLE AKLANMAZ, BİR SORUYLA DA SUÇLANMAZ

Dilovası’nda 7 insanın yaşamını yitirdiği böylesine ağır bir olayda asıl amaç herhangi bir kişiyi peşinen suçlamak veya aklamak değil, sorumluluk zincirinin eksiksiz biçimde ortaya çıkarılması olmalı.

2016 tarihli belediye meclisi kararı da bu zincirin önemli parçalarından biri.

Eğer bir kamu görevlisi üzerine düşen işlemi yaptıysa bunun belgelerle ortaya konulması; görevini yerine getirmediyse bunun da hangi işlem veya ihmalden kaynaklandığının açık biçimde gösterilmesi gerekiyor.

Hüseyin Öztürk’ün adli kontrolle tahliye edilmesinin ardından şimdi gözler, 3 Kasım’daki duruşmada bu görev ve yetki tartışmasının dava dosyasına nasıl yansıyacağına çevrildi.

Dilovası yangını davasındaki temel soru yalnızca “Kim tutuklandı, kim tahliye edildi?” değil. 7 kişinin hayatını kaybettiği yapının yıllarca ayakta kalmasına yol açan idari zincirde kim, hangi aşamada görevini yerine getirmedi?

Ortaya çıkan belge ve bilgilere göre; İmar ve Şehircilik Müdürlüğünün görevi kaçak yapıyı tespit etmek, gerekli tutanakları düzenlemek ve yıkım kararının alınmasına kadar olan idari süreci yürütmekti. Hüseyin Öztürk de savunmasında bu işlemlerin yapıldığını ve çok sayıda yapı için yıkım kararı alındığını belirtiyor. 2016 tarihli meclis kararına göre ise alınan yıkım kararlarının sahada uygulanması Fen İşleri Müdürlüğünün görev alanındaydı. Bu nedenle, eğer söz konusu yapı için gerekli tespit ve yıkım kararı gerçekten alınmışsa, asıl açıklığa kavuşturulması gereken konu bu kararın Fen İşleri tarafından neden uygulanmadığıdır.