Türkiye’nin sanayileşme hamleleri, ekonomik büyümeyi hedeflerken, beraberinde çevreye ve insan sağlığına onarılmaz zararlar getiriyor. Bunun en acı örneği, yıllardır sanayi kirliliğiyle anılan Dilovası. Ağır hava kirliliği, yok edilen tarım arazileri ve halk sağlığını tehdit eden zehirli atıklarla gündemden düşmeyen bu ilçe, bugün Sakaryalıların en büyük korkusunun simgesi.

Sakarya’nın bereketli topraklarına kurulması planlanan Organize Sanayi Bölgeleri (OSB) ile ilgili endişeleri dile getiren Sakarya Yeni Haber Gazetesi’nden Birgül Soytürk, “Sakarya Dilovası Olmasın” başlıklı köşe yazısında şu çarpıcı uyarıyı yapıyor: “Her yeni OSB, doğanın ve sağlığın üzerine düşen bir kara gölgedir. Sakarya’nın yeşilini, geleceğini korumak hepimizin görevi.”

Sakarya, Dilovası’nın acı tecrübesinden ders almalı ve bereketli topraklarını betonlaşmaya teslim etmemeli mesajı veren Birgül Soytürk'ün işte o yazısı;

"Sakarya’nın Yazlık, Aralık gibi verimli toprakları dikilen binalarla, villalarla betonlaştırılırken, diğer ilçelerde de Organize Sanayi Bölgeleri (OSB) adeta mantar gibi yayılıyor. Verimli tarım arazisi güzelim ovalar da yok edilmiş, artık ya OSB ler türemiş mantar gibi yayılmış ovalara. Ya da beton yığınları saplanmış hançer gibi ovaların kalbine.

                              Her yeni OSB, doğanın ve insan sağlığının üzerine bir kara gölge gibi düşüyor. Çünkü sanayi, kirlilik demek; toprakların kısırlaşması, havanın, suyun kirlenmesi demek. Buna en somut, en çarpıcı örnek ise Dilovası..!

                            Daha yeni yıl gelmeden Sakarya’nın Akyazı ilçesinde kurulacak bir OSB haberi geldi.

                            Ve bu haber, Sakarya, dört bir yanındaki toprakları OSB’lere dönüştürme çabalarına bir yenisini mi ekliyor, sorusunu getirdi akıllara.!

                            Oysa bu topraklar, insanlık için yıllar boyu verdiği ürünlerle değerli. Tarımın merkezi olan bu toprakları betonlaştırarak, sanayileşme adı altında bir “gelişim” sağlamak, aslında büyük bir hata olmaz mı.!? Çünkü bu, sadece toprağın değil, geleceğimizin de kaybı demek. Farkında değiliz ama Akyazı’ da tehlike çanları çalıyor..!

                               Zira Akyazı’da kurulacak Organize Sanayi Bölgesi (OSB), sadece bir sanayi yatırımı olarak değil, doğanın, sağlığın ve geleceğimizin üzerine inşa edilecek yeni bir beton yığını olarak gündemde..! Ve bu tehlikeli gidişat sadece Akyazı’yı değil, tüm Sakarya’yı tehdit ediyor.

                           Toprağın tarımın betona yenildiği, bilimin teknolojinin insanın yararına değil, insan fıtratının yok edilmesi, doğanın yeşilin katledilmesi için kullanıldığı, maddenin karşısında “ CAN “ ın hiç bir öneminin olmadığı, paraya pula tercih edildiği bir dünyada yaşamaya çalışıyoruz..!

                             Sanayi, genellikle hava kirliliği, su kirliliği, toprak kirliliği ve bunlarla bağlantılı sağlık problemleri anlamına gelir. Dilovası’nda yaşananlar, bu gerçeğin en somut örneklerinden biri.

                             Bölge, yıllardır sanayileşmenin bedelini hem doğa hem de insanlar olarak ödüyor. Çocuklar, yaşlılar, herkesin sağlığı tehdit altında, çünkü her geçen gün daha fazla zehir, daha fazla hava kirliliği havamızı ve suyumuzu kirletiyor. Ve bu tehlike, Sakarya’ya da sıçramak üzere.

                              Sakarya, Dilovası olmasın..!

                              İnsanın doğaya verdiği zararın boyutlarını tartışırken, ne yazık ki bir gerçeği göz ardı ediyoruz: Her yeni sanayi tesisi, her yeni OSB, doğanın dengesini daha da bozuyor. Verimli topraklar birer birer betonla kaplanıyor, kimyasal gübrelerle beslenen topraklar ve GDO’lu tohumlarla üretilen gıdalar, sağlıklı yaşam için tehdit oluşturuyor. Tohumlar artık biyolojik silaha dönüşüyor ve toprağın verimliliği, her geçen gün daha da azalıyor. Ne yazık ki, giderek daha fazla zehirli gıda yiyoruz. Ve bunun bir sonucu olarak, sağlığımız da her geçen gün biraz daha bozuluyor.

                              Tarım arazilerinin OSB’lere dönüştürülmesi, aslında sadece tarımın yok edilmesi anlamına gelmiyor. Bu, aynı zamanda doğanın ve çevrenin, hepimizin sağlığının yok edilmesi de demek. Tarım arazileri kayboldukça, insanların sağlıklı ve doğal gıdalara erişimi de azalacak. Bu durumda, kazanç sağlamak isteyen bazı kesimler için sadece kısa vadeli çıkarlar ön planda olacak; ama uzun vadede hepimiz kaybeden taraf olacağız..!

                             Sakarya’daki mevcut 6 OSB’de şu anda yaklaşık 25 bin kişi çalışıyor. Bu rakam her geçen gün artıyor. Ancak bu artış, sadece sanayinin büyümesiyle değil, aynı zamanda her geçen gün daha fazla tarım arazisinin yok olmasıyla gerçekleşiyor. Bu büyüme, sadece ekonomi için değil, aynı zamanda çevre, sağlık ve sürdürülebilirlik açısından büyük bir tehlike oluşturuyor.

                            Evet, ekonomik büyüme oldukça önemlidir, ancak bu büyüme doğa ve insan sağlığı pahasına olmamalıdır. Sakarya, verimli topraklarıyla, yeşil doğasıyla var olmaya devam etmelidir. Bu değerleri kaybetmek, sadece bu günü değil, geleceği de kaybetmek demektir. Her yeni OSB, bir adım daha atarak bu güzelim toprakları kaybetmemize yol açacak. Eğer bu gidişat durmazsa, çocuklarımıza, torunlarımıza ne bırakacağız..?

                     Beton yığınları mı?

                     Zehirli gıdalar mı?

                     Kirli hava mı?

                     Siyaha dönmüş zehirli akarsular mı..?

                     Gözümüzün önünde yeni bir ekolojik felaket yaşanmasına, sessiz kalmamalıyız.

            Sürdürülebilir Sanayi ve Tarımın Birlikteliği

                          Evet, sanayi gelişmeli, üretim artmalı. Ancak bu büyüme, doğanın ve insan sağlığının aleyhine olmamalıdır. Sakarya’nın geleceği, yalnızca ekonomik büyümeyle değil, sürdürülebilir kalkınmayla korunabilir.

                         Sanayileşme, çevre dostu bir biçimde gerçekleştirilebilir. İleriye dönük, doğa dostu üretim tesisleri ve yeşil sanayi projeleri teşvik edilmelidir. Bu tesisler, enerji verimliliğini artıran, atıklarını geri dönüştüren ve minimum çevresel etki yaratan yapılar olmalıdır.

                         Sakarya’daki mevcut OSB’lerde bu tür yeşil teknolojilerin kullanılması, hem çevreyi hem de insan sağlığını koruyacaktır. Ayrıca, tarım ve sanayinin uyum içinde çalışabileceği bir model geliştirilmelidir. Tarım alanlarının sanayiye kurban edilmesi yerine, tarımda daha verimli ve organik yöntemler teşvik edilerek, sağlıklı gıda üretimi sürdürülebilir bir biçimde artırılabilir.

                     Sakarya’nın bu yeşili pek ilçesi Akyazı’ya yazık etmeyelim. Geleceğimizin teminatı olan bu toprakları koruyalım.

                    Bizler, bu toprakların, bu doğanın emanetçisiyiz ve buna sahip çıkmak, sadece kendimiz için değil, gelecek nesiller için de bir sorumluluktur.

                   Sakarya’yı kaybetmeyelim. Akyazı’yı kaybetmeyelim.

                   Verimli topraklarımızı betonlaştırarak, sanayiye kurban etmeyelim.

                   Doğayı, sağlığımızı ve geleceğimizi korumak, hepimizin görevidir”